8 Mart 2014 Cumartesi

SAHIH BUHARI

İMAM BUHARİ HAZRETLERİ


Buhari hazretlerinin doğumu Hicretten 200 yıl sonraya rastlıyor (13 Şevval 194). Dedesinin dedesi Berdizbeh mecusi iken Buhara valisi Yeman Cufî'nin vasıtasıyla müslüman olduğundan El[1] Cûfî lakabını torunlarına devretmiştir.
{Bundan 1200 sene evvel tanınmış ünlü bir zatın dedesinin dedesine kadar tanınıyor olması o zat hakkında güvenilirliği önemli ölçüde arttırır. Şu zamanda hangi ünlü zatı dedesinin dedesine kadar biliyoruz ki}.
Imam Buhari hazretlerinin dedesinin adı İbrahim, babasının adı ise İsmail'dir. Kendi ismi de Muhammed'dir. Bu üç ismin böyle ardarda gelmesi de çok anlamlı bir tevafuktur; Muhammed bin[2] İsmail bin İbrahim. Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle demiştir; "Ben ceddim İbrahim'in duasıyım" ve Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) İbrahim aleyhisselamın oğlu İsmail aleyhisselamın soyundan gelmektedir. İşte böylece Muhammed bin İsmail bin İbrahim  El Cûfî  El Buharî olur ismi ya da kısaca İmam Buharî hazretleri.
Babası İsmail'in zamanın meşhur âlimlerinden, Malik bin Enes ve Abdullah bin Mübarek hazretlerinden hadis dersi aldığı hatta hadise dair bazı kitaplarının oğluna intikal ettiği anlaşılmaktadır [1].
{Böylece ilmi bir yuvada yetişmiş olmamın faydasını görmüş ve mirasına sahip olmuştur. Hakiki ilim hakiki alimlerde bulunur. İlimsiz iş, alimsiz gidiş olmaz. Hakiki alimden alınan bir dersle kitaplar yazılabildiği gibi onların tedrisatında yetişenler destanlar yazar, dünyaları değiştirir. Mecusi iken veya Isevi ya da Musevi iken Müslüman olur, kalbi sükünet bulur, dünyevi ve uhrevi beldeler İslam olur ve müslüman tohumlar yetişir. İşte böyle bir tohum Muhammed Buhari hazretleri.}
Annesi duası makbul dindar bir kadındır, babası ise henüz Muhammed Buharî küçük bir çocukken vefat etmiştir.
{Dindar olmak önemli, duası makbul olmak ise ayrıca fazilettir. Böyle bir annenin yetiştireceği nesil elbette efdal olur.Çocuğun İslam dinine göre şekilleneceği en önemli yaşlar bebekliğinden itibaren namaz kılmayı öğreneceği yaşa kadardır ki bu devrede bilhassa anne ve baba en belirgin örneği teşkil eder. Bundan sonra artık ilim alma yaşına gelince bunlara bir de hocası eklenir ve anababasının rahmet pınarları gibi bereketli dualarıyla filizlenir, yetişir.}
Muhammed Buharî on yaşına doğru Buharalı muhaddislerden hadis dersleri almaya başlar. Hocaları arasında Muhammed bin Selam El Bikendi ve Abdullah bin Muhammed El Müsnedi hazretlerini zikredebiliriz.
{O devirler muhaddislerin, müfessirlerin devriydi. Şimdi ise mühendislerin, doktorların devri. O zamanın ilmi bir başkaydı şimdinin bilimi bambaşka.}
Muhammed Buharî on altı yaşına gelince İbn-ül Mübarek ve Veki bin Cerrah hazretlerinin kitaplarını tamamen ezberlemişti.
{Şimdiki çocuklar neler ezberliyor acaba, Veki bin Cerrah da kim, kaç kişi biliyor. Hiç olmazsa sadece ismen tanısaydık bazı alimleri, Shaekespear ve Dostoyevskiyi tanıdığımız kadar... İslam alimlerinin isimlerine duyduğumuz yabancılık hissi Tolstoy ismine karşı duyduğumuz aşinalıktan çok daha fazla değil mi?}
Muhammed Buharî daha onaltı yaşındayken annesi ve kardeşi Ahmed ile beraber Hacca gitti.
{Bitirmesi gereken bir okulu veya başından ayrılamıyacağı bir işi ya da eşi yoktu herhalde. Ya da Haccını ertelemesi için evlilik veya ev, araba taksiti ödeme gibi bir derdi de yoktu yoksa bizim gibi altmış yaşını bulurdu Hacca gitmesi.}

Muhammed Buharî Hacdan sonra Mekkede kalıp ilim tahsiline orada devam etmeyi tercih etti. Hocaları Hallad bin Yahya, Humeydi, İmam-ı Hanbel, İshak bin Râhuye hazretleri gibi alimler oldu. Muhammed Buharî'yi daha sonraları ilim maksatlı seyahatlere çıkarken görüyoruz. Çeşitli ilim merkezlerini dolaşıyor. Gittiği yerleri şöyle sıralayabiliriz; Bağdat, Basra, Belh, Dimeşk, Hicaz, Kûfe, Medine, Mısır, Nişabur, Humus.
{Bu yerlerin bazıları bize yabancı gelebilir zira biz asırlardır Avrupaya, Amerikaya odaklandık ve bilim maksatlı olarak İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelere gider olduk. Oraların insanları bizim ülkemizin nerede bulunduğunu haritada bile gösteremezken biz oraların en ücra beldelerini bile keşfettik. Şimdilerde artık tatilimizi Maldivlerde geçiriyoruz.}
İmam Buharî hazretleri Bağdata 8 defa gitmiş ve her seferinde Ahmed bin Hanbel hazretleri ile görüşüp ondan hayli faydalanmıştır. İmam Buharî hazretleri ilim maksadıyla gidip uzun seneler kaldığı bu yerlerde (Hicazda 6 yıl, Nişaburda 5 yıl) kendilerinden hadis yazdığı muhaddislerin sayısının 1080 olduğunu söylemektedir [2]. Halk arasında Sahih-i Buhari olarak bilinen El Camius Sahih'te rivayette bulunduğu hocalarından 309 muhaddisin isimleri, yaşadıkları şehirler ve ölüm tarihleri tek nüshası İrlandada bulunan İbn-i Mende hazretlerine ait bir eserde [3]  verilmektedir.
{İranda değil İrlanda yani müslüman olmayan bir batı ülkesinde, dikkatinizi çekerim! Zaten Müslüman âlemine ait aslî el yazması Kur'an-Kerimlerin ve eserlerin önemli bir kısmı Londradaki British Museum denilen bir müzenin giriş katında(1992), ışıltılı camekânlar içerisinde sergilenmektedir. Yabancıların arkeolojik eserlere verdiği önemi, bize ait olan islam âlimlerimizin eserlerine verebilseydik şimdi o eserler bizim kütüphaneleremizde olacaktı. Ciddi bir doktora araştırma tezinin kaynaklar bölümünü bir hayli geride bırakacak kadar kabarık olan bu isimler listesindeki [3] her bir zât ile İmam Buharî hazretleri bizzat teketek görüşş ve ilmi münâzaralarda bulunmuştur ki bu da eserinin ne derece güvenilir olduğunun bir delilidir. Oysa günümüzdeki doktora vs. bilimsel çalışmalarda incelenilen kitap ve makâlelerin bizzat yazarları ile gidip görüşmek şöyle dursun eğer bunlardan bir kaç satır okunduysa sadece isimleri verilmekle yetinilmektedir. }
El Camius Sahih'deki rivayetler İmam Buharî hazretlerinin titizlikle inceleyip ilmî tetkikleri sonucunda hassasiyetle derlediği yüzbinlerce hadisten pek azını teşkil etmektedir. İmam Buharî hazretlerinin uzun süren seyahatleri sırasında topladığı ve peygamber sözü olması hasebiyle âzamî derecede itina göstererek hazırladığı hadislerden müteşekkil eserleri geniş bir kütüphane hacmindedir. Yazdığı hadislerin kitaplarda kalmayıp onları hafızasına nakşettiğine dair en iyi örneklerden biride Bağdatta meydana gelen şu hâdisedir. İbn-i Âdî hazretlerinin rivayetine(anlatmasına) göre İmam Buharî hazretlerinin Bağdata geldiğini duyan 'muhaddisler'[3] 100 adet hadisin 'sened'[4] ve metinlerini birbirine karıştırarak bunları on kişiye verdiler ve onlara hadisleri bu karışık sıraya göre İmam Buharî hazretlerine sormalarını tenbih ettiler. Bu on kişi tesbit edilen hadis-i şerifleri çeşitli İslam ülkelerinden gelmiş olan 'muhaddis'lerin huzurunda okuyarak bunların mâhiyeti hakkında bilgi istediler. İmam Buharî hazretleri bunların hiç birini kendisine okunduğu şekliyle bilmediğini belirttikten sonra ilk soruyu yöneltenden başlayarak sordukları hadislerin 'sened' ve metinlerinin doğru sırada her birine ayrı ayrı söyledi. Böylece İmam Buharî hazretleri hakkında tereddütü olanlar onun nasıl güçlü bir hafızaya ve ne derece geniş bir hadis ilmine sahip olduğuna şahit oldular.
{Günümüzde hafıza, CD ve DVD gibi elektronik aygıtlara kaydediliyor(2000li yıllar). Acaba Sahih Buhari kaç DVD'lik yer kaplar. Şimdilerde YücePeygamberimizin öğretisini kalblerinin hafızasına nakşeden akl-ı selim sahibi âlimlerin yazdığı ilim ve hikmet dolu eserlere pek fazla rağbet eden yok artık. Bunun yerine akıllı 'chip'[5]lerin gösterdiği büyük hünerlere teslim olduk. Technology'nin üstünlüğü bizi esir aldı, görsel ve sanal medya zihnimizi darmadağan etti. Herşey 'fast'[6], herşey 'instantané'[7] ve her şey 'artificial'[8] oldu. Aslî şahsiyetimize özgün olan samîmî hissiyatlar, kıvama gelmesi zaman alan tatlar mâziye hatıratlar olarak gömüldü. Eski devirlerin hâlis kalplerinin yerini günümüzde 'high tech' [9] bellekler aldı. İnsan kalbi ilmi hıfzeder ve hikmetle mânâlandırır. Bellek ise bilgiyi körü körüne depolar. Mânâyı verecek olan yine o bilgiyi kullanan insandır. Hikmetten yoksun bilgi insanı ancak robotlaştırır.  İlmin yeri kalptir. Yabancı dillerde ezberleme tabiirinde kalp kelimesi geçer, yani bir şeyi ezberlemek onu kalpten yapmak demektir. Fransızcada 'faire par coeur' ve ingilizcede 'doing by heart' ifadelerinde altı çizili kelimeler kalp demektir. İlmi kalpten çıkardığınız zaman kurukafada bir bilgiye sahip olursunuz ancak. Bu da size yeni 'chip'ler icad etme imkanı verir belki ama hayatın hakiki mânâsını ıskalarsınız. Zerâfeti, nezâfeti, samîmîyeti, ferâseti, mağrifeti, mahçubiyeti, hâyâyı, kadirşinaslığı, vefâyı kaybedersiniz. O zaman da insanlıktan ne kalır ki geriye...}

İMAM BUHARİ HAZRETLERİNİN ŞAHSİYETİ

İmam Buharî hazretleri kendisinden ilim tahsil etmek isteyen herkese bildiğini esirgemeden vermesine rağmen devlet adamlarından hep uzak durmuştur. Onların saraylarına gitmeyi ilmi küçük düşüren bir davranış olarak kabul etmiş ve bu uğurda her türlü zorluğa katlanmayı göze almıştır. Horasan valisi ona bir adamını göndererek eserlerini kendisinden dinlemeyi arzu ettiğini bildirince onun bu talebini reddetmiş ve ona, ilmi talibinin ayağına götürerek küçük düşüremiyeceğini, eğer gerçekten ilme talipse kendisinin hadis okuttuğu mescide veya evine bizzat gelmesi gerektiğini iletmiştir. Buhara valisinin de yalnız kendi çocuklarına ders vermesi şeklindeki isteğini, ilmi sadece belli bir takım şahıslara tahsis edemeyeceğini söyleyerek reddetmiştir. İmam Buharî hazretleri orta boylu olup narin ve ince bir yapıya sahipti. Bir çok güzel huyları yanında az konuşması, başkalarının sahip olduğu imkânlara özenmemesi gibi özellikleri de vardı. Yiyip içmeye önem vermezdi. Onun cömertliğini ve yardımseverliğini gösteren örnek davranışları pek çoktur. İmam Buharî hazretlerinin ahlâki faziletleri, tenkit ettiği râviler hakkındaki bile son derece mûtedil ve insaflı sözler sarfetmesinden anlaşılmaktadır. Bir râvi[10] hakkında kullandığı en ağır ifade, o kimsenin 'münkerül hadis' olduğudur. Veya muhaddislerin onun hakkında 'seketü anh' ettikleri yani sustukları ve bir fikir beyan etmediklerini demesidir. 'Sâdık' olmakla beraber bazı râvilerden hadis yazmadığını ve bazılarından da 'asl'ını gördükten sonra ancak yazdığını ilmî hassasiyetine örnek olarak zikredebiliriz. Bir gece uyumayıp o güne kadar yazdığı hadisleri toplayarak'sened'leri 'muttasıl'[11] 200 bin hadisi kaydetmiş olduğunu bizzat kendisi ifade etmektedir [4].
{Yukarda geçen italik yazılmış arapça teknik terimler bize yabancı gelebilir fakat hadis ilmine vakıf olanlar için kullanılan en temel ifadelerdir. Ne tuhaf ki altı çizili yabancı kelimeleri benimsedik de bize ait olan medeniyetimizin aslî kelime ve ifadelerine yabancılaştık. Okuyucuyu bu ifadeleri öğrenme zahmetine katlanmaya davet ediyorum.}

İMAM BUHARİ HAZRETLERİNİN HADİS İLMİNDEKİ  YERİ

İmam Buharî hazretleri hadis ilminde tartışmasız en saygın ve mûteberdir. Bu özelliği ona kazandıran en önemli ilmî sebepler şöyle sıralanabilir.
  1. Sahih[12] hadisleri ilk defa bir araya getirendir.
  2. Yüzbinlerce rivayet arasından en sahih olanları seçmekte özgün bir yöntem uygulamıştır.
  3. Rivayetlerde her âlimin göremediği ince kusurları ki bunlara 'îlâller' denir, farketme hususunda çok ileridir.
  4. Senedleri meydana getiren şahısların hem aynı zamanda hayatta olma hem de birbiriyle uzun müddet görüşme şartını uygulamıştır ki bu hususta hiç bir muhaddisin onunla boy ölçüşemediği kabul edilmiştir.
  5. Hadislerden elde ettiği fıkhi görüşleri 'bâb' denilen konu başlıklarında göstermeye çalışmıştır.
  6. Bir hadisin ihtiva ettiği hükmü ilgili başka yerlerde zikretmek için onu tekrar etmekten kaçınmamıştır.
  7. Hadisin sağlamı ile çürüğünü birbirinden ayıramadığı zaman sâdık olmasına rağmen o kişiden rivayet etmemiştir.
  8. Birinden hadis yazarken onun ismini, künyesini, nisbetini ve hadisi nasıl öğrendiğini mutlaka sorup aldığı cevapları yeterli bulursa ondan rivayet ettiğini aksi halde o zâtın şeyhinden o hadisin aslını gördükten sonra ancak yazdığını ifade etmektedir [2].
  9. Büyük adamlar eserlerinden ve yetiştirdikleri talebelerinden tanınırlar. İmam Buharî Hazretlerinin meşhur talebesi Firebri hazretleri, El Camius Sahihi 90 bin civarında talebenin dinlediğini söylemektedir. En tanınmış diğer talebeleri ise İmam Müslim, Tırmızi, İbn-i Huzeyme, Ebu Hatim, Ebu Zür'a er Razi   hazretleri gibi meşhur olmuş muhaddislerdir. Yakın talebeleri İmam Buharî Hazretlerinin, kitaplarını yazarken malzemeleri önce ayrıntılı olarak tesbit ettiğini, meydana getirdiği hacimli eserin üzerinde uzun süre titizlikle çalışarak son şeklini verdiğini söylemektedirler. İmam Buharî Hazretlerinin bütün kitaplarını bizzat üçer defa yazdığını söylemesi [3] onun eserlerini yazdıktan sonra talebelerine okuttuğunu ve bu sırada bazı konuları ilave edip bazılarını çıkardığını daha sonra eserini ikinci ve üçüncü defa aynı şekilde okutup tashih ettiğini göstermektedir.
  10. Sahabe-i kiramdan bu yana 13 bine yakın râvinin güvenilirlik derecesini tesbit ettiği Et Tarih-ul Kebir adlı henüz yirmi yaşındayken yazmaya başladığı ve hayatının ileri bir safhasına kadar devamlı surette yenileyip ikmal ettiği eseri hadis ilmindeki titizliğine bir delil teşkil etmektedir. Bu eser Haydarâbâdda Dâr-ul Mârif-ul Osmaniyye tarafından dört büyük cilt halinde basılmıştır (1361-64).
  11. Müslim hazretlerinin kendi kitabında rivayette bulunmadığı 435 muhaddisten  İmam Buharî Hazretleri hadis nakletmiştir. Bunlardan 80 kadarı zayıf râvi olmakla beraber çoğu kendi hocası olan ve bizzat görüştüğü bu râvilerden aldığı bazı zayıf rivayetleri dahi gözden geçirdikten sonra çok defa bir konuyu desteklemek üzere kullanmıştır.
  12. İmam Buharî Hazretleri, El Camius Sahih adlı eserini meydana getirirken senelerce topladığı 600 bin kadar hadis içerisinden eleyip seçtiği her bir hadisi veya 'bâb'ı yazmadan önce mutlaka boy abdesti alıp iki rekat namaz kıldığını ancak ondan sonra yazdığını söylemektedir. On altı yıl süren eserin yazımına Buharada başlamış, Mekke ve Medinede devam etmiş Basrada tamamlamıştır. Yeryüzünde hiç bir esere gösterilmeyen ihtimama mazhâr olan ve İslam dünyasında, üzerine yüzlerce inceleme ve 'şerh'[13] kaleme alınmış bulunan bu eser İstanbulda, Mısır ve Hindistanda hatta Avrupada bir çok defalar basılmıştır.

IMAM BUHARİ HAZRETLERİNİN FIKIH[14] İLMİNDEKİ YERİ

Büyük bir hadis imamı olarak şöhret bulan İmam Buharî Hazretleri aynı zamanda bir 'fakih[15]'tir. Ancak Hadis ilmindeki yüksek seviyesi sebebiyle bu yönü ikinci planda kalmıştır. Bazı müellifler[16] ise mukayese yolu ile bir değerlendirme yaparak İmam Buharî Hazretlerini hocaları Ahmed bin Hanbel ve İshak bin Rahuye hazretlerinden  daha fakih sayarlar [4]. Ibn-i Kuteybe hazretleri de kendisine fetva soran bir adamı İmam Buharî Hazretlerine gönderirken ona; " İşte Ahmed bin Hanbel, İbn-ül Medini, ve İshak bin Râhuye, Allah bu üçünü de sana gönderdi." diyerek  İmam Buharî Hazretlerine danışmakla sanki bu üç âlime birden danışmış gibi olacağına işaret etmiş ve böylece onun fıkıh ilmindeki bilgi ve kabiliyetinin seviyesini dile getirmiştir [5]. İmam Buharî Hazretleri fıkıh ilmindeki bu üstün mevkisi sebebiyle dört mezhebin mensupları tarafından sahiplenilmiştir. Bütün âlimler İmam Buharî Hazretlerinin telif[17] ettiği eserler ve verdiği fetvâlar yoluyla büyük bir fıkıh mirâsı bıraktığı hususunda ittifak etmişlerdir. El Camius Sahih başlı başına bir fıkıh ve fetvâ hazinesi olarak nitelendirilmektedir. Özellikle İmam Buharî Hazretleri tarafından konu; 'bâb' başlıkları, fıkhî görüşlerini yansıtması bakımından apayrı bir önem taşır. Bu sebeple; ''Buhari'nin fıkhı bâb başlıklarındadır'' denilmiştir. Ibn-i Hacer hazretlerinin tesbit ve değerlendirmesine göre İmam Buharî Hazretleri El Camius Sahih'inde fıkhî bilgi ve inceliklerin bulunmasına özen göstermiş, bundan dolayı rivayet ettiği 'nas'[18]lardan bir çok hüküm çıkarmış ve bu hükümleri ilgili 'kitab'ın (ana bölümün) muhtelif 'bâb'ları arasına uygun bir şekilde serpiştirmiştir. Aslında El Camius Sahihi telif ederken tâkib ettiği yol hadis nakletmenin yanı sıra bunlardan ve ilgili âyetlerden hükümler çıkarmak olmuştur. Zira esas hedefi 'bâb' başlığı altında ele aldığı meseleler için delil getirmektir ve bu sebeple çeşitli 'bâb' larda 'isnâd'[19]ını önceden vermiş olduğu hadisleri tekrar etmemiş yalnızca işarette bulunmuştur. İmam Buharî Hazretlerinin El Camius Sahih'ine koyduğu 'bâb' başlıklarının hem muhaddisler hem de fakihler için taşıdığı önem dolayısıyla bu eser üzerine yapılan 'şerh'lerde konular itinâ ile işlendiği gibi aynı mevzuda mustakil eserler de kaleme alınmıştır. Ibn-i Hacer Askalânî hazretlerine ait Feth-ul Bârî adlı eser buna örnek olarak verilebilir. Ibn-i Hacer'e göre İmam Buharî Hazretlerinin fıkıh alanındaki kudreti sadece 'bâb' başlıklarında değil aynı zamanda 'bâb' ların düzenlenmesinde de görülmektedir.

IMAM BUHARİ HAZRETLERİNİN AKAİDE DAİR GÖRÜŞLERİ
Bunu en iyi açıklayan olay Mihne olayıdır. Mihne devrinde Mu'tezile ve diğer bazı 'Selef'[20] inancına aykırı görüş sahiplerinin iddia ettiği bir mesele vardır ki Mesele-t-ül Lafz olarak adlandırılır ve Kur'an-ı Kerim'in telaffuzunun yani okunmasının 'mahluk'[21] olup olmadığını mevzu eder. Kur'an ve Sünnette bulunmayan veya bunlarda yer almakla beraber ayrıntılarına girilmemiş olan bir itikadî meselenin münâkaşa konusu haline getirilmesinin bid'at[22] telâkki edildiği bir devirde  İmam Buharî Hazretleri  'nas'lara aykırı düşen bozuk inançlara karşı Kur'an ve Sünnet ışığında doğru îtikadın belirlenmesi için gerekli münâkaşaların yapılmasını elzem görmüştür. Ahmed bin Hanbel hazretleri, muhafazakâr âlimler için bir imtihan olup vesilesi fitneye sebep olan bu olay karşısında büyük bir azim ve sebatla direnmiş ve sonunda devletin desteğini çekmesi üzerine Mu'tezile davayı kaybetmiştir. İmam Müslim hazretleri, İmam Buharî Hazretlerinin bu konuda aldığı tavrı olaylarıyla birlikte nakletmektedir. İmam Buharî Hazretlerinin, bazı hadis âlimlerinin şiddetli muhâlefetlerine rağmen'Mesele-t-ül Lafz' konusunu münâkaşa etmekten çekinmediği görülmektedir. Onun görüşüne göre bütün dîni konularda olduğu gibi 'akaid '[23] alanında da hadisler Kur'an'dan sonra ikinci kaynaktır. Mu'tezilenin itikadî konularda hataya düşmesinin asıl sebebi hadislere itibar etmemesidir. Hadislerin bir kısmını kabul edip bir kısmını redetmek de neticede Kur'an-ı yanlış anlamaya götürür.  İmam Buharî Hazretleri genel çerçeve itibarıyle Selef akîdesine bağlı kalmakla beraber 'nas'larla sınırları belirlenmiş bir akıl yürütmeyi caiz görür.

KAYNAKÇA
  1. İslam Ansiklopedisi Cilt 6 sa.368-376
      sa. 370 deki kaynaklar
    • Tırmızi ''Salat'' sa.152
    • Zehebi Alamü'n-nübela XII sa. 406
    • Ibn-i Hacer Taglik-ut Ta'lik  V  sa.418
sa. 375 deki kaynaklar
·                     Ibn-i Hacer  Hedy-üs Sari  II  sa.237
·                     Ibn-i Hacer a.g.e II  sa 236 , Subki II sa. 222
  1. Zehebi Alamü'n-nübela XII sa. 395
  2. Tesmiyet-ül Meşayih elleziyne yervi anhüm el imam Ebu abdillah Muhammed bin İsmail el Buhari, Chester Beatty no.5165 1, 11 varak.
  3. Zehebi a.g.e XII  411, 412, 452
  4. Keşmiri  I, 58




[1] El = Arapçada belirlilik takısıdır
[2] bin = Arapçada önüne gelen ismin oğlu manasına gelmektedir
[3] muhaddis = hadis alimi
[4] sened = Peygamberimiz'in (sallalahu aleyhi vesellem) sözlerini sırası ile kimlerden nakledildiğini bildirmek.

[5] chip = bilgisayar çipi
[6] fast = hızlı
[7] instantané = ani
[8] artificial= yapmacık
[9] high tech = yüksek tecnology
[10] ravi = hadis rivayet eden kişi
[11] muttasıl= ardarda, bitişik, arada atlanan isim yok
[12] sahih = hadisin metninin kesin doğru ve senedinin sağlam olduğuna dair ilmi ifade
[13] şerh = açıklama veya bir kitabtaki zor meseleleri açan ve açıklayan eser.
[14] fıkıh = dini hükümleri içeren ilim
[15] fakih = dini hükümleri en ince ayrıntılarıyla bilen, açıklayan ve fetvasını verebilen alim.
[16] müellif = yazar
[17] telif etmek =  kitap yazmak
[18] nas= ayetten deliller
[19] isnâd =  sened
[20]     SELEF-İ SÂLİHÎN = Ehl-i Sünnet ve Cemaat'in ilk rehberleri: Tabiîn ile Ashabın ileri gelenleri ve Tebe-i Tabiînden olan müslümanlar.
[21] mahluk= yaratılmış, yoktan varedilmiş
[22] bid'at = dinde yeri olamayan bir şeyi dindenmiş gibi göstererek yenilik çıkartmak
[23] akaid = itikad edilen, iman edilen konular

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder