İMAM BUHARİ HAZRETLERİ
Buhari hazretlerinin doğumu
Hicretten 200 yıl sonraya rastlıyor (13 Şevval 194). Dedesinin dedesi Berdizbeh
mecusi iken Buhara valisi Yeman Cufî'nin vasıtasıyla müslüman olduğundan El[1]
Cûfî lakabını torunlarına devretmiştir.
{Bundan
1200 sene evvel tanınmış ünlü bir zatın dedesinin dedesine kadar tanınıyor olması o zat hakkında
güvenilirliği önemli ölçüde
arttırır. Şu zamanda hangi
ünlü zatı dedesinin dedesine kadar biliyoruz ki}.
Imam Buhari hazretlerinin
dedesinin adı İbrahim, babasının adı ise İsmail'dir. Kendi ismi de Muhammed'dir.
Bu üç ismin böyle ardarda gelmesi de çok anlamlı bir tevafuktur; Muhammed bin[2]
İsmail bin İbrahim. Peygamber efendimiz (sallallahu
aleyhi vesellem) şöyle demiştir; "Ben ceddim İbrahim'in duasıyım" ve Peygamber
efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) İbrahim aleyhisselamın oğlu
İsmail aleyhisselamın soyundan gelmektedir. İşte böylece Muhammed bin İsmail bin İbrahim El Cûfî El Buharî olur
ismi ya da kısaca İmam Buharî hazretleri.
Babası İsmail'in zamanın
meşhur âlimlerinden, Malik bin Enes ve Abdullah bin Mübarek hazretlerinden
hadis dersi aldığı hatta hadise dair bazı kitaplarının oğluna intikal ettiği
anlaşılmaktadır [1].
{Böylece ilmi bir yuvada yetişmiş olmamın faydasını görmüş ve mirasına sahip olmuştur. Hakiki ilim hakiki alimlerde
bulunur. İlimsiz iş, alimsiz gidiş olmaz. Hakiki alimden alınan bir
dersle kitaplar yazılabildiği gibi onların tedrisatında yetişenler destanlar yazar, dünyaları değiştirir. Mecusi iken veya Isevi ya da
Musevi iken Müslüman olur, kalbi sükünet bulur, dünyevi ve uhrevi beldeler İslam olur ve müslüman tohumlar yetişir. İşte böyle bir tohum Muhammed Buhari
hazretleri.}
Annesi duası makbul dindar
bir kadındır, babası ise henüz Muhammed Buharî küçük bir çocukken vefat
etmiştir.
{Dindar olmak önemli, duası makbul
olmak ise ayrıca fazilettir. Böyle bir annenin yetiştireceği nesil elbette efdal olur.Çocuğun İslam dinine göre şekilleneceği en önemli yaşlar bebekliğinden itibaren namaz kılmayı öğreneceği yaşa kadardır ki bu devrede bilhassa
anne ve baba en belirgin örneği teşkil eder. Bundan sonra artık ilim alma yaşına gelince bunlara bir de hocası
eklenir ve anababasının rahmet pınarları gibi bereketli dualarıyla filizlenir,
yetişir.}
Muhammed Buharî on yaşına
doğru Buharalı muhaddislerden hadis dersleri almaya başlar. Hocaları arasında
Muhammed bin Selam El Bikendi ve Abdullah bin Muhammed El Müsnedi hazretlerini
zikredebiliriz.
{O devirler muhaddislerin,
müfessirlerin devriydi. Şimdi ise mühendislerin, doktorların devri. O
zamanın ilmi bir başkaydı şimdinin bilimi
bambaşka.}
Muhammed Buharî on altı
yaşına gelince İbn-ül Mübarek ve Veki bin Cerrah hazretlerinin kitaplarını
tamamen ezberlemişti.
{Şimdiki çocuklar
neler ezberliyor acaba, Veki bin Cerrah da kim, kaç kişi biliyor. Hiç olmazsa sadece ismen
tanısaydık bazı alimleri, Shaekespear ve Dostoyevskiyi tanıdığımız kadar... İslam alimlerinin isimlerine duyduğumuz yabancılık hissi Tolstoy ismine
karşı duyduğumuz aşinalıktan çok daha fazla değil mi?}
Muhammed Buharî daha onaltı
yaşındayken annesi ve kardeşi Ahmed ile beraber Hacca gitti.
{Bitirmesi gereken bir okulu veya başından ayrılamıyacağı bir işi ya da eşi yoktu herhalde. Ya da Haccını
ertelemesi için evlilik veya ev, araba taksiti ödeme gibi bir derdi de yoktu
yoksa bizim gibi altmış yaşını bulurdu Hacca
gitmesi.}
Muhammed Buharî Hacdan sonra
Mekkede kalıp ilim tahsiline orada devam etmeyi tercih etti. Hocaları Hallad
bin Yahya, Humeydi, İmam-ı Hanbel, İshak bin Râhuye hazretleri gibi alimler
oldu. Muhammed Buharî'yi daha sonraları ilim maksatlı seyahatlere çıkarken
görüyoruz. Çeşitli ilim merkezlerini dolaşıyor. Gittiği yerleri şöyle
sıralayabiliriz; Bağdat, Basra, Belh, Dimeşk,
Hicaz, Kûfe, Medine, Mısır, Nişabur, Humus.
{Bu yerlerin bazıları bize yabancı gelebilir zira biz asırlardır Avrupaya,
Amerikaya odaklandık ve bilim maksatlı olarak İngiltere, Almanya, Fransa gibi
ülkelere gider olduk. Oraların insanları bizim ülkemizin nerede bulunduğunu haritada bile gösteremezken biz
oraların en ücra beldelerini bile keşfettik. Şimdilerde artık tatilimizi Maldivlerde
geçiriyoruz.}
İmam Buharî hazretleri Bağdata 8 defa gitmiş ve her
seferinde Ahmed bin Hanbel hazretleri ile görüşüp ondan hayli faydalanmıştır. İmam Buharî hazretleri ilim maksadıyla gidip uzun
seneler kaldığı bu yerlerde (Hicazda 6 yıl, Nişaburda 5 yıl) kendilerinden
hadis yazdığı muhaddislerin sayısının 1080 olduğunu söylemektedir [2]. Halk
arasında Sahih-i Buhari olarak bilinen El Camius
Sahih'te rivayette bulunduğu hocalarından 309 muhaddisin isimleri,
yaşadıkları şehirler ve ölüm tarihleri tek nüshası İrlandada bulunan İbn-i
Mende hazretlerine ait bir eserde [3] verilmektedir.
{İranda değil İrlanda yani müslüman olmayan bir
batı ülkesinde, dikkatinizi çekerim! Zaten Müslüman âlemine ait aslî el yazması
Kur'an-Kerimlerin ve eserlerin önemli bir kısmı Londradaki British Museum
denilen bir müzenin giriş katında(1992), ışıltılı camekânlar içerisinde
sergilenmektedir. Yabancıların arkeolojik eserlere verdiği önemi, bize ait olan islam âlimlerimizin
eserlerine verebilseydik şimdi o eserler bizim kütüphaneleremizde olacaktı.
Ciddi bir doktora araştırma tezinin kaynaklar bölümünü bir hayli geride bırakacak kadar kabarık
olan bu isimler listesindeki [3] her bir zât ile İmam Buharî hazretleri bizzat teketek görüşmüş ve ilmi münâzaralarda bulunmuştur ki bu da eserinin ne derece
güvenilir olduğunun bir
delilidir. Oysa günümüzdeki doktora vs. bilimsel çalışmalarda incelenilen kitap ve makâlelerin
bizzat yazarları ile gidip görüşmek şöyle dursun eğer bunlardan bir kaç satır okunduysa
sadece isimleri verilmekle yetinilmektedir. }
El Camius Sahih'deki rivayetler İmam Buharî hazretlerinin titizlikle inceleyip
ilmî tetkikleri sonucunda hassasiyetle derlediği yüzbinlerce hadisten pek azını
teşkil etmektedir. İmam Buharî hazretlerinin uzun süren seyahatleri sırasında topladığı ve
peygamber sözü olması hasebiyle âzamî derecede itina göstererek hazırladığı
hadislerden müteşekkil eserleri geniş bir kütüphane hacmindedir. Yazdığı
hadislerin kitaplarda kalmayıp onları hafızasına nakşettiğine dair en iyi
örneklerden biride Bağdatta meydana gelen şu hâdisedir. İbn-i Âdî hazretlerinin
rivayetine(anlatmasına) göre İmam Buharî
hazretlerinin Bağdata geldiğini
duyan 'muhaddisler'[3]
100 adet hadisin 'sened'[4]
ve metinlerini birbirine karıştırarak bunları on kişiye verdiler ve onlara
hadisleri bu karışık sıraya göre İmam Buharî
hazretlerine sormalarını tenbih
ettiler. Bu on kişi tesbit edilen hadis-i şerifleri çeşitli İslam ülkelerinden
gelmiş olan 'muhaddis'lerin huzurunda okuyarak bunların mâhiyeti hakkında
bilgi istediler. İmam Buharî hazretleri bunların hiç birini kendisine okunduğu şekliyle
bilmediğini belirttikten sonra ilk soruyu yöneltenden başlayarak sordukları
hadislerin 'sened' ve metinlerinin doğru sırada her birine ayrı ayrı
söyledi. Böylece İmam Buharî hazretleri hakkında tereddütü olanlar onun
nasıl güçlü bir hafızaya ve ne derece geniş bir hadis ilmine sahip olduğuna
şahit oldular.
{Günümüzde hafıza, CD ve DVD gibi elektronik aygıtlara kaydediliyor(2000li
yıllar). Acaba Sahih Buhari kaç DVD'lik yer kaplar. Şimdilerde YücePeygamberimizin öğretisini kalblerinin hafızasına nakşeden akl-ı selim sahibi âlimlerin
yazdığı ilim ve hikmet dolu eserlere pek fazla rağbet eden yok artık. Bunun yerine
akıllı 'chip'[5]lerin gösterdiği büyük hünerlere teslim olduk.
Technology'nin üstünlüğü bizi esir aldı, görsel ve sanal medya zihnimizi darmadağan etti. Herşey 'fast'[6],
herşey 'instantané'[7]
ve her şey 'artificial'[8]
oldu. Aslî şahsiyetimize özgün
olan samîmî hissiyatlar, kıvama gelmesi zaman alan tatlar mâziye hatıratlar
olarak gömüldü. Eski devirlerin hâlis kalplerinin yerini günümüzde 'high
tech' [9]
bellekler aldı. İnsan kalbi ilmi
hıfzeder ve hikmetle mânâlandırır. Bellek ise bilgiyi körü körüne depolar. Mânâyı
verecek olan yine o bilgiyi kullanan insandır. Hikmetten yoksun bilgi insanı
ancak robotlaştırır. İlmin yeri kalptir. Yabancı dillerde ezberleme
tabiirinde kalp kelimesi geçer, yani bir şeyi ezberlemek onu kalpten yapmak demektir.
Fransızcada 'faire par coeur' ve ingilizcede 'doing by heart'
ifadelerinde altı çizili kelimeler kalp demektir. İlmi kalpten çıkardığınız zaman kurukafada bir bilgiye
sahip olursunuz ancak. Bu da size yeni 'chip'ler icad etme imkanı verir
belki ama hayatın hakiki mânâsını ıskalarsınız. Zerâfeti, nezâfeti, samîmîyeti,
ferâseti, mağrifeti,
mahçubiyeti, hâyâyı, kadirşinaslığı, vefâyı kaybedersiniz. O zaman da insanlıktan ne
kalır ki geriye...}
İMAM BUHARİ HAZRETLERİNİN ŞAHSİYETİ
İmam Buharî hazretleri kendisinden ilim tahsil etmek
isteyen herkese bildiğini esirgemeden vermesine rağmen devlet adamlarından hep
uzak durmuştur. Onların saraylarına gitmeyi ilmi küçük düşüren bir davranış
olarak kabul etmiş ve bu uğurda her türlü zorluğa katlanmayı göze almıştır.
Horasan valisi ona bir adamını göndererek eserlerini kendisinden dinlemeyi arzu
ettiğini bildirince onun bu talebini reddetmiş ve ona, ilmi talibinin ayağına
götürerek küçük düşüremiyeceğini, eğer gerçekten ilme talipse kendisinin hadis
okuttuğu mescide veya evine bizzat gelmesi gerektiğini iletmiştir. Buhara
valisinin de yalnız kendi çocuklarına ders vermesi şeklindeki isteğini, ilmi sadece
belli bir takım şahıslara tahsis edemeyeceğini söyleyerek reddetmiştir. İmam Buharî hazretleri orta
boylu olup narin ve ince bir yapıya sahipti. Bir çok güzel huyları yanında az
konuşması, başkalarının sahip olduğu imkânlara özenmemesi gibi özellikleri de
vardı. Yiyip içmeye önem vermezdi. Onun cömertliğini ve yardımseverliğini
gösteren örnek davranışları pek çoktur. İmam Buharî
hazretlerinin ahlâki faziletleri, tenkit ettiği râviler hakkındaki bile
son derece mûtedil ve insaflı sözler sarfetmesinden anlaşılmaktadır. Bir râvi[10]
hakkında kullandığı en ağır ifade, o kimsenin 'münkerül hadis'
olduğudur. Veya muhaddislerin onun hakkında 'seketü anh' ettikleri yani
sustukları ve bir fikir beyan etmediklerini demesidir. 'Sâdık' olmakla
beraber bazı râvilerden hadis yazmadığını ve bazılarından da 'asl'ını
gördükten sonra ancak yazdığını ilmî hassasiyetine örnek olarak zikredebiliriz.
Bir gece uyumayıp o güne kadar yazdığı hadisleri toplayarak'sened'leri 'muttasıl'[11] 200 bin hadisi
kaydetmiş olduğunu bizzat kendisi ifade etmektedir [4].
{Yukarda geçen italik yazılmış arapça teknik terimler bize yabancı
gelebilir fakat hadis ilmine vakıf olanlar için kullanılan en temel
ifadelerdir. Ne tuhaf ki altı çizili yabancı kelimeleri benimsedik de bize ait
olan medeniyetimizin aslî kelime ve ifadelerine yabancılaştık. Okuyucuyu bu ifadeleri öğrenme zahmetine katlanmaya davet
ediyorum.}
İMAM BUHARİ HAZRETLERİNİN HADİS İLMİNDEKİ YERİ
İmam Buharî hazretleri hadis
ilminde tartışmasız en saygın ve mûteberdir. Bu özelliği ona kazandıran en
önemli ilmî sebepler şöyle sıralanabilir.
- Sahih[12] hadisleri ilk defa bir araya getirendir.
- Yüzbinlerce rivayet
arasından en sahih olanları seçmekte özgün bir yöntem uygulamıştır.
- Rivayetlerde her âlimin
göremediği ince kusurları ki bunlara 'îlâller' denir, farketme
hususunda çok ileridir.
- Senedleri meydana
getiren şahısların hem aynı zamanda hayatta olma hem de birbiriyle uzun
müddet görüşme şartını uygulamıştır ki bu hususta hiç bir muhaddisin
onunla boy ölçüşemediği kabul edilmiştir.
- Hadislerden elde ettiği
fıkhi görüşleri 'bâb' denilen konu başlıklarında göstermeye
çalışmıştır.
- Bir hadisin ihtiva
ettiği hükmü ilgili başka yerlerde zikretmek için onu tekrar etmekten
kaçınmamıştır.
- Hadisin sağlamı ile
çürüğünü birbirinden ayıramadığı zaman sâdık olmasına rağmen o kişiden
rivayet etmemiştir.
- Birinden hadis yazarken
onun ismini, künyesini, nisbetini ve hadisi nasıl öğrendiğini mutlaka sorup
aldığı cevapları yeterli bulursa ondan rivayet ettiğini aksi halde o zâtın
şeyhinden o hadisin aslını gördükten sonra ancak yazdığını ifade
etmektedir [2].
- Büyük adamlar
eserlerinden ve yetiştirdikleri talebelerinden tanınırlar. İmam Buharî Hazretlerinin meşhur talebesi Firebri hazretleri, El Camius Sahihi 90 bin civarında
talebenin dinlediğini söylemektedir. En tanınmış diğer talebeleri ise İmam
Müslim, Tırmızi, İbn-i Huzeyme, Ebu Hatim, Ebu Zür'a er Razi hazretleri
gibi meşhur olmuş muhaddislerdir. Yakın talebeleri İmam
Buharî Hazretlerinin,
kitaplarını yazarken malzemeleri önce ayrıntılı olarak tesbit ettiğini,
meydana getirdiği hacimli eserin üzerinde uzun süre titizlikle çalışarak
son şeklini verdiğini söylemektedirler. İmam
Buharî Hazretlerinin bütün kitaplarını bizzat üçer defa yazdığını söylemesi [3] onun
eserlerini yazdıktan sonra talebelerine okuttuğunu ve bu sırada bazı
konuları ilave edip bazılarını çıkardığını daha sonra eserini ikinci ve
üçüncü defa aynı şekilde okutup tashih ettiğini göstermektedir.
- Sahabe-i kiramdan bu
yana 13 bine yakın râvinin güvenilirlik derecesini tesbit ettiği Et Tarih-ul Kebir adlı henüz yirmi yaşındayken yazmaya başladığı ve hayatının ileri bir
safhasına kadar devamlı surette yenileyip ikmal ettiği eseri hadis ilmindeki
titizliğine bir delil teşkil etmektedir. Bu eser Haydarâbâdda Dâr-ul Mârif-ul
Osmaniyye tarafından dört büyük cilt halinde basılmıştır (1361-64).
- Müslim hazretlerinin
kendi kitabında rivayette bulunmadığı 435 muhaddisten İmam Buharî Hazretleri hadis nakletmiştir. Bunlardan 80 kadarı zayıf râvi
olmakla beraber çoğu kendi hocası olan ve bizzat görüştüğü bu râvilerden
aldığı bazı zayıf rivayetleri dahi gözden geçirdikten sonra çok defa bir
konuyu desteklemek üzere kullanmıştır.
- İmam Buharî Hazretleri, El Camius Sahih adlı eserini meydana getirirken senelerce topladığı 600
bin kadar hadis içerisinden eleyip seçtiği her bir hadisi veya 'bâb'ı
yazmadan önce mutlaka boy abdesti alıp iki rekat namaz kıldığını ancak
ondan sonra yazdığını söylemektedir. On altı yıl süren eserin yazımına
Buharada başlamış, Mekke ve Medinede devam etmiş Basrada tamamlamıştır.
Yeryüzünde hiç bir esere gösterilmeyen ihtimama mazhâr olan ve İslam
dünyasında, üzerine yüzlerce inceleme ve 'şerh'[13]
kaleme alınmış bulunan bu eser İstanbulda, Mısır ve Hindistanda hatta
Avrupada bir çok defalar basılmıştır.
IMAM BUHARİ HAZRETLERİNİN FIKIH[14]
İLMİNDEKİ YERİ
Büyük bir hadis imamı olarak
şöhret bulan İmam Buharî Hazretleri aynı
zamanda bir 'fakih[15]'tir.
Ancak Hadis ilmindeki yüksek seviyesi sebebiyle bu yönü ikinci planda
kalmıştır. Bazı müellifler[16]
ise mukayese yolu ile bir değerlendirme yaparak İmam
Buharî Hazretlerini hocaları
Ahmed bin Hanbel ve İshak bin Rahuye hazretlerinden daha fakih sayarlar [4]. Ibn-i Kuteybe hazretleri
de kendisine fetva soran bir adamı İmam Buharî
Hazretlerine gönderirken ona; " İşte Ahmed bin Hanbel, İbn-ül
Medini, ve İshak bin Râhuye, Allah bu üçünü de sana gönderdi." diyerek İmam Buharî
Hazretlerine danışmakla sanki bu üç âlime birden danışmış gibi
olacağına işaret etmiş ve böylece onun fıkıh ilmindeki bilgi ve kabiliyetinin
seviyesini dile getirmiştir [5]. İmam Buharî
Hazretleri fıkıh ilmindeki bu üstün mevkisi sebebiyle dört mezhebin
mensupları tarafından sahiplenilmiştir. Bütün âlimler İmam Buharî Hazretlerinin telif[17]
ettiği eserler ve verdiği fetvâlar yoluyla büyük bir fıkıh mirâsı bıraktığı
hususunda ittifak etmişlerdir. El Camius Sahih
başlı başına bir fıkıh ve fetvâ hazinesi olarak nitelendirilmektedir. Özellikle
İmam Buharî Hazretleri tarafından konu;
'bâb' başlıkları, fıkhî görüşlerini yansıtması bakımından apayrı bir
önem taşır. Bu sebeple; ''Buhari'nin fıkhı bâb başlıklarındadır'' denilmiştir.
Ibn-i Hacer hazretlerinin tesbit ve değerlendirmesine göre İmam Buharî Hazretleri El Camius Sahih'inde fıkhî bilgi ve inceliklerin
bulunmasına özen göstermiş, bundan dolayı rivayet ettiği 'nas'[18]lardan bir çok
hüküm çıkarmış ve bu hükümleri ilgili 'kitab'ın (ana bölümün) muhtelif 'bâb'ları
arasına uygun bir şekilde serpiştirmiştir. Aslında El
Camius Sahihi telif ederken tâkib ettiği yol hadis nakletmenin yanı
sıra bunlardan ve ilgili âyetlerden hükümler çıkarmak olmuştur. Zira esas
hedefi 'bâb' başlığı altında ele aldığı meseleler için delil getirmektir
ve bu sebeple çeşitli 'bâb' larda 'isnâd'[19]ını
önceden vermiş olduğu hadisleri tekrar etmemiş yalnızca işarette bulunmuştur. İmam Buharî Hazretlerinin El Camius Sahih'ine koyduğu 'bâb'
başlıklarının hem muhaddisler hem de fakihler için taşıdığı önem dolayısıyla bu
eser üzerine yapılan 'şerh'lerde konular itinâ ile işlendiği gibi aynı
mevzuda mustakil eserler de kaleme alınmıştır. Ibn-i Hacer Askalânî hazretlerine
ait Feth-ul Bârî adlı eser buna örnek olarak verilebilir. Ibn-i Hacer'e göre İmam Buharî Hazretlerinin fıkıh alanındaki
kudreti sadece 'bâb' başlıklarında değil aynı zamanda 'bâb' ların
düzenlenmesinde de görülmektedir.
IMAM BUHARİ HAZRETLERİNİN AKAİDE DAİR GÖRÜŞLERİ
Bunu en iyi açıklayan olay
Mihne olayıdır. Mihne devrinde Mu'tezile ve diğer bazı 'Selef'[20] inancına aykırı
görüş sahiplerinin iddia ettiği bir mesele vardır ki Mesele-t-ül Lafz
olarak adlandırılır ve Kur'an-ı Kerim'in telaffuzunun yani okunmasının 'mahluk'[21] olup olmadığını mevzu
eder. Kur'an ve Sünnette bulunmayan veya bunlarda yer almakla beraber
ayrıntılarına girilmemiş olan bir itikadî meselenin münâkaşa konusu haline
getirilmesinin bid'at[22] telâkki edildiği
bir devirde İmam
Buharî Hazretleri 'nas'lara
aykırı düşen bozuk inançlara karşı Kur'an ve Sünnet ışığında doğru îtikadın
belirlenmesi için gerekli münâkaşaların yapılmasını elzem görmüştür. Ahmed bin
Hanbel hazretleri, muhafazakâr âlimler için bir imtihan olup vesilesi fitneye
sebep olan bu olay karşısında büyük bir azim ve sebatla direnmiş ve sonunda
devletin desteğini çekmesi üzerine Mu'tezile davayı kaybetmiştir. İmam Müslim
hazretleri, İmam Buharî Hazretlerinin bu
konuda aldığı tavrı olaylarıyla birlikte nakletmektedir. İmam Buharî Hazretlerinin, bazı hadis âlimlerinin
şiddetli muhâlefetlerine rağmen'Mesele-t-ül Lafz' konusunu münâkaşa
etmekten çekinmediği görülmektedir. Onun görüşüne göre bütün dîni konularda
olduğu gibi 'akaid '[23]
alanında da hadisler Kur'an'dan sonra ikinci kaynaktır. Mu'tezilenin itikadî
konularda hataya düşmesinin asıl sebebi hadislere itibar etmemesidir.
Hadislerin bir kısmını kabul edip bir kısmını redetmek de neticede Kur'an-ı
yanlış anlamaya götürür. İmam Buharî Hazretleri genel çerçeve itibarıyle
Selef akîdesine bağlı kalmakla beraber 'nas'larla sınırları belirlenmiş
bir akıl yürütmeyi caiz görür.
KAYNAKÇA
- İslam Ansiklopedisi Cilt
6 sa.368-376
sa. 370 deki kaynaklar
- Tırmızi
''Salat'' sa.152
- Zehebi Alamü'n-nübela
XII sa. 406
- Ibn-i Hacer
Taglik-ut Ta'lik V sa.418
sa.
375 deki kaynaklar
·
Ibn-i
Hacer Hedy-üs Sari II
sa.237
·
Ibn-i Hacer
a.g.e II sa 236 , Subki II sa. 222
- Zehebi Alamü'n-nübela
XII sa. 395
- Tesmiyet-ül Meşayih
elleziyne yervi anhüm el imam Ebu abdillah Muhammed bin İsmail el Buhari,
Chester Beatty no.5165 1, 11 varak.
- Zehebi a.g.e XII 411, 412, 452
- Keşmiri I, 58
[3] muhaddis = hadis alimi
[4] sened = Peygamberimiz'in
(sallalahu aleyhi vesellem) sözlerini sırası ile kimlerden nakledildiğini
bildirmek.
[5] chip = bilgisayar çipi
[6] fast = hızlı
[7] instantané = ani
[8] artificial= yapmacık
[9] high tech = yüksek tecnology
[10] ravi = hadis rivayet eden kişi
[11] muttasıl= ardarda, bitişik, arada
atlanan isim yok
[12] sahih = hadisin metninin kesin
doğru ve senedinin sağlam olduğuna dair ilmi ifade
[13] şerh = açıklama veya bir kitabtaki
zor meseleleri açan ve açıklayan eser.
[14] fıkıh = dini hükümleri içeren ilim
[15] fakih = dini hükümleri en ince
ayrıntılarıyla bilen, açıklayan ve fetvasını verebilen alim.
[16] müellif = yazar
[17] telif etmek = kitap yazmak
[18] nas= ayetten deliller
[19] isnâd = sened
[20] SELEF-İ SÂLİHÎN = Ehl-i Sünnet ve Cemaat'in
ilk rehberleri: Tabiîn ile Ashabın ileri gelenleri ve Tebe-i Tabiînden olan
müslümanlar.
[21] mahluk= yaratılmış, yoktan
varedilmiş
[22] bid'at = dinde yeri olamayan bir
şeyi dindenmiş gibi göstererek yenilik çıkartmak
[23] akaid = itikad edilen, iman edilen konular
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder