21 Nisan 2015 Salı

RECEB ŞERİF

RECEB-i  ŞERİF
Veda haccında Rasulullah(sallallhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu; '' Şüphesiz ki ayların sayısı onikidir ki bunlardan dördü haram aylardır. Onların ilki Mudar'ın Recebidir ki cemadi(yül ahir) ile Şaban aradında bulunur.''  Sadaqa(doğru söyledi)  Rasulullah.  

Haram aylar dört tanedir. Bunların üçü peşpeşe gelen Zülkade, Zülhicce ve Muharrem'dir. Dördüncüsü ise tek başına Receb-i Şerif'tir.  Kameri aylara şöyle bir göz atacak olursak; Hicri yeni sene Muharrem ayı ile başlar. Ondan sonra sırasıyla Safer, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemadiyül evvel, Cemadiyül ahir, Receb, Şaban , Ramazan, Şevval, Zülkade ve 12.ay olarak  Zülhicce  gelir. Görüldüğü gibi Zülkade, Zülhicce ve yeni senenin Muharrem ayı peşpeşe gelmektedir. Receb ayı ise daha sonradır.  Bu dört aya haram ay denmesinin sebebi bu aylarda savaşın yasaklanmasından dolayıdır. Receb ayına Receb-i Mudar denmesinin sebebi ise Mudar'ın torunları olan Kureyş kabilesinin bu aya çok hürmet ve tazim ettiğindendir. Cahiliyye devrinden beri  Kureyş kabilesi haram aylarda özellikle de Receb ayında silahları bir yana bırakır savaşı keser ve bu aya azami surette tazim eder, saygı gösterirdi. Onun için bu aya Kureyş'in Recebi dendi. 
Allah-ü Teala hazretleri gerek mekanlar bakımından gerekse zaman bakımından hürmeti diğerlerinden üstün olan mekan ve zamanlar tayin etmiştir. İşte bu dört ayın haramlığı (dokunulmazlığı) veya yasaklığı da Allah-ü Teala hazretleri tarafından konulmuştur[1].  
Allahu Teala hazretleri; '' fela  tazlimuu fiyhinne enfüseküm'' [Tövbe 36], ''Sakın o aylarda nefislerinize zulüm etmeyiniz'' buyurmaktadır. Tefsirlere göre zulümden maksat günah işlemektir. Yani Allah'ımız bize bu aylarda günah işlemeyin diye buyurmaktadır. Her ne kadar günah işlemek  her zaman yasaksa da, özellikle hürmetli olan haram aylarda işlenmesi aynen ihramlı iken Kabe'de, Harem-i şerifte işlenmiş gibi kat kat fazla yazılır. Nitekim, mesela zina her zaman ve mekanda haramsa da Kabe'de ve Kadir gecesinde kat kat haramdır. 
Yani mekan bakımından Kabe'ye girer gibi zaman bakımından Receb ayına girilmektedir ve her ne kadar evimiz, sokağımız, mahallemiz,  şehrimizin coğrafi konumu aynı kalsa da hürmet bakımından sanki Kabe gibi, Mekke gibi olmaktadır. 
Allah-ü Teala hazretleri sevdiği kullarını mübarek zamanlarda salih amellere muvaffak kılar. Haram aylarda sevaplar da kat kat fazla yazılır. Enes bin Malik (radiyallahu anh)'tan rivayet edilen şu hadis-i şerife bir bakın; '' Rasulullah(sallalahu aleyhi vesellem) buyurdu ki; ''Her kim herhangi bir haram aydan perşembe, cuma ve cumartesi olmak üzere üç günü oruçlu geçirirse, kendisine (tuttuğu her güne karşılık) iki sene, (başka bir rivayette) yedi yüz sene, (diğer bir rivayette ise) dokuz yüz sene ibadet (sevabı) yazılır.''  " [2]
Recebu, yutereccebu
Receb ayının ismi  tercib kökünden gelmektedir ki bunun manası Allah'ı çokça zikretmek, tazim etmek ve bu zikri çokça tekrarlamaktır.  Melekler bu ayda tesbihlerini öyle çoğaltır ve yüksek sesle yaparlar ki sesin yüksekliğinden kulaklar duymaz, sanki sağır olur. Bu sebeple bu aya şehr-ul esam yani sağır ay da denir.  Ve Allah-ü Teala hazretleri kulların bu ayda işledikleri günahları Receb ayından sorduğunda o, bu günahlara sağır olduğunu ve kulların sadece itaatlerini duyduğunu söyleyerek onları örtmek istemiştir. Ve kiramen katibin (yazıcı) melekleri bu ayda hiç bir kötülüğü duymadıkları için sadece iyilikleri yazarlar. Ve yine bu ayda savaşa son verilip silah sesleri kesildiği için sağır denmiştir.  
Tercib kelimesinin bir başka manası da hazırlık yapmak demektir zira ardından gelecek olan Şaban ve Ramazan ayına manevi olarak hazırlanmaya bu ayda başlanılır. Yani üç aylar dediğimiz Receb, Şaban ve Ramazan aylarının ilkidir. Enes bin Malik (radiyallahu anh)'tan rivayet edilen bir hadisi şerifte Rasulullah(sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmaktadır;  
" Li ennehu yutereccebu fiyhi hayrun kesiyrun li şabane ve ramazane"''Çünkü onda Şaban ve Ramazan için büyük hayırlar hazırlanmaktadır''.
Üç aylara  girince şu dua her gün yapılır;
                       Allahumme bariklena fiy recebe ve şabane ve belligna ramazane

Ve ayrıca şu zikirler  vardır. 
İlk on günü, ikinci on günü ve son on günü sırasıyla aşağıdaki tesbihler her gün 100 kere  çekilir.


Receb ayı şehrullahtır yani Allah'ın ayıdır. Enes bin Malik (radiyallahu anh)dan rivayet edilen bir hadisi şerifte; ''Aylardan Allahu Tealanın seçtiği Receb ayıdır. O Allahu Tealanın ayıdır. Receb ayına tazim eden kişi gerçekten Allahu Tealanın emrini büyük tutmuş olur. Allahu Tealanın emrine değer vereni de O, naim cennetlerine girdirir ve kendisi hakkında en büyük rızasını kesinleştirir ''[3] . Ve bu ayda yapılan dua ve beddualar mutlaka kabul olunur. Bu ayda müslümanlara kendi vatanlarında zulüm eden bütün zalimler aleyhine dua edelim inşallah. Suriyede, Filistinde, Mısırda, Doğu Türkistanda, Arakanda, Myanmarda ve diğer beldelerde....

Ayrıca bu ayda her kimin sıkıntısı varsa ve Hz. Ali efendimizin öğrettiği şu duayı okursa Allah onun sıkıntısını giderir.
Allahumme inniy es'eluke ya alimelkhafiyye, ve ya menissemau biqudretihi mebniyyetun ve ya menil ardu biizzetihi medhiyyetun ve ya menişşemsu vel qameru bi nuri celalihi muşriqatun ve mundıyetun, ve ya muqbilen ala kulli nefsin mu'minetin zekiyyetin, ve ya musekkine ruğbil khaifiyne ve ehlil taqıyyeti, ya men havaicul khalqı ındehu maqdıyyeh, ya men reca Yusufe min rıqqıl ubudiyyeti, ya men leyse lehu bevvabun yunada ve la sahibun yugşa ve la veziyrun yuğta, ve la gayruhu rabbun yud'a, ve la yezdadu ala kesretil havaici illa keremen ve cuden, ve salli ala Muhammedin ve alihi ve ağtini suali inneke ala kulli şey'in qadir[4].
Manası,
Ey gizlileri bilen! Ey göklerin, kudretiyle bina edildiği! Ey yerlerin, izzetiyle döşendiği! Ey celalinin nuruyla, güneş ve ayın parlayıp aydınlandığı! Ey her imanlı tertemiz ruha yönelen! Ey korkanların ve sakınanaların korkularını dindiren! Ey tüm yaratıkların isteklerin kendi katında görülen! Ey Yususf'u kölelik boyunduruğundan kurtaran! Ey çağrılacak kapıcısı, etkilenerek devreye sokulacak arkadaşı, (rüşvet) verilecek veziri olmayan, kendisinden başka dua edilecek bir Rab bulunmayan ve isteklerin çokluğuna karşı, iyilik ve cömertliğinden başka bir şeyi aratmayan Allah'ım!  Muhammed ve ehli beytine salat eyle ve bana muradımı ihsan eyle. Şüphesiz ki sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.

O Receb ayında Allahu Teala hazretleri Nuh aleyhisselamı gemiye bindirmiş O da gemide o ayı oruçla geçirmiş ve beraberindekilere de oruçlu olmalarını emretmiştir. O gemi kendilerini muharremin onunda son bulan altı aylık bir süre bu şekilde yüzdürmüştür.  Ve o ayda Allah yeryüzünü tufan ile şirk ve küfürden temizlediği için bu aya şehr-ül mutahhar (temizlenmiş ay) ismi de verilmiştir. Ve yine Receb ayına şehr-ul esab(bolca dökülen ay) da denir zira Allah celle celaluhu bu ayda rahmetini kullarına bolca döküp yağdırmaktadır. Bu ayda tövbelere kabul nurları yağmaktadır.  Her gün öğle ile ikindi arası şu tövbe yapılabilir (7 kere)

Estağfirullahel aziymelleziy la ilahe illahuvel hayyul qayyume ve etuubu ileyhi tevbete abdin zalimin li nefsihi la yemliku linefsihi darren ve la nef'an ve la mevten ve la hayaten ve la nüşüra

Haram ayların birincisi olarak diğerlerinin önüne geçtiği için eşşehru sabık(öne geçen) aydır. Ve yine diğer haram aylar gibi peşpeşe gelmeyip tek başına ortada bir yerde geldiği için eşşehru ferd(tek) ay da denir. 

Receb ayında oruç tutmak çok faziletlidir.   Sevban(radiyallahu anh)'dan rivayet edilen bir hadisi şerifte; "Bir kere Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir takım kabirlerin yanından geçerken ağlamaya başlayıp;''Ey Sevban! Bu kabirlerde yatanlar  şüphesiz azap çekiyorlar. Onlardan azabı dindirmesi için Allahu Tealaya yalvardım. Ey Sevban! Eğer bu kişiler  Receb ayından bir gün oruç tutsaydılar ve bir gece olsun ibadette bulunsaydılar, bu azaba düşmezlerdi.'' diye buyurunca, ben; "Ya Rasulullah! Bir günün orucu ve bir gecenin ibadeti bile kabir azabını engeller mi" diye sordum, bunun üzerine buyurdular ki ;'' Evet!  Canım (kudret) elinde olan Zat'a yemin ederim ki Receb'den bir gün oruç tutup bir gece dahi ibadette bulunan herhangi bir müslüman kadın ve erkeğe mutlaka Allahu Teala bir senenin tüm günlerini oruç tüm gecelerini ihya sevabı yazar"[5].
Ayrıca Receb-i Şerifin ilk on gününde, ortasındaki on günde ve son on gününde kılınacak on rekatlık namazlar vardır ki bunları ancak münafıkların kılamadıkları söylenmiştir.
Her rekatta fatihadan sonra 3 ihlas ve 3 kafirun sureleri okunur (Kafirun suresini bilmeyenler bunun yerine yine üç ihlas okuyabilirler) ve iki rekatta bir selam verilir. Namazın sonunda eller yukarı kaldırılarak şu dualar okunup yüzüne sürülür.
İlk on gününün, ikinci on günün ve son on gününün namazından sonraki dualar sırasıyla aşağıdaki gibidir.


RECEB-İ 
ŞERİFİN 15.GECESİ

Her kim Receb-i Şerifin yarı(onbeşinci gecesinde 14 rekat kılar ve her rekatta Fatihadan sonra 20 ihlasüçer kere de Felak ve Nas surelerini okur, namazın ardından bana 10 kere salavat getirdikten sonra 30 kere tesbih, hamd, tekbir ve tehlilde bulunursa yani 
                                                         


Subhanallahi Elhamdulillahi Allahuekber Lailaheillallah 
derse Allahu Teala ona  sevaplarını yazmak için Firdevs(cennetin)de kendisi için ağaçlar dikmek üzere 1000 melek yollar. O geceye kadar yaptığı bütün günahları siler, bir dahaki seneye kadar üzerine hiçbir günah yazmaz. Bu namazda okuduğu her harfe karşılık kendisine 700 hasene(sevap) yazar ve her ruku ve secdesine karşılık cennette ona yeşil zebercedden on kasr(köşk) bina eder. Her rekata mukabil cennette ona kırmızı yakuttan 10 şehir verir. Bir melek gelip elini omuzları arasına koyarak 'geçmiş günahların muhakkak bağışlandı ameline yeniden başla' der[6].


[1] '' Allah katında bulunan(Levh- Mahfuzda) Allah'ın kitabında gökleri ve yeri yarattığı günden beri ayların sayısı gerçekten on ikidir ki bunların dördü haram aylardır.'' Kur'an-ı Kerim,Tövbe suresi 36.ayetten
[2]  Taberani, el-Evsat, No:1810, 2/468, Ebu Muhammed el Hallal, Fedail-ü şehr-i Receb, No:14, sh:71, İbn-ü Asakir, Tarih-i Dimeşk, 19/116, Deylemi, Müsnedü-l-Firdevs, No:5696, 4/66, Abdulkadir-i Geylani, el- Gunye,1/325, Suyuti, ed-Dürrü"l- mensur 4/185, el Havi, 1/545,546, Gazali, İhya, Kitab-ü esrari"s-savm, Fasil:3,1/281, Zebidi, İthaf, 4/256, Ali el Müttaki, Kenzü'l ummal, No:24173, 8/561 Heysemi, Mecmau"z- zevaid, 3/191.
[3] Beyhaki Fedailul evkat No:10, sh:94-95, Şuabul iman, No: 3532, 5/ 346-347, İbn-ul Hacer, Tebyinul aceb, sh:37, Suyuti, Cemul cevami, 1 /520, ed Durrul mensur, 4/186[4] Cubbeli Ahmed Hoca, Receb-i  Şerif Risalesi, sa. 42-43.
[5] Abdurrahman es Safuri, N]zhetul mecalis, 1/139, Muhammed Rahmi, Enisul celis, sh:195, Zubdetul vaizin, Osman ibni Hasen, Durretun nasihin, sh:47, Ahmed ibni Hicazi, Tuhfetul ihvan, sh:11
[6] Cuzekani, Suyuti, el Le'ali, 2/ 57









5 Nisan 2015 Pazar

ERMENİ Mİ DEDİN!

Çok fazla teknik terimlere dalmadan tarihi, ilmi dokümanlarda boğulmadan, resmi tanımlamalara fazla takılmadan sadece alelade bir müslüman türk vatandaşı olarak soykırım ifadesinin bizim kültürümüz için oldukça ağır olduğunu düşünüyorum.  Zira batının uyguladığı şekilde sistematik bir soy kırma bizim medeniyetimizde alışık olduğumuz bir şey değildir. Zulmün her türlüsü kötüdür ve katl bir kişiye bile yapılmış olsa en büyük zulümdür tabii ki. Fakat ondan daha kötüsü fitnedir (El fitnetü eşeddü minel katl). Ve bir milletin mağduriyetini ortaya çıkarırken diğer bir milletin ağır ifadelerle etiketlenmesi ve  propaganda malzemesi yapılması da yanlış olur kanaatindeyim. Bu tür tanımlamalar her şeyden önce asırlardır birlikte yaşadığımız milletlerle aramıza daha kötü fitneler sokar. Tabii ki geçmişte veya bugünde yanlış yapanlar tarihi ve ilmi olarak araştırılsın, ortaya çıkarılsın, vicdani hesaplaşmalar yapılsın, varsa haklar mümkün mertebe ödensin ve bu yönde çalışmalar yapılsın, devlet de kendine düşeni yapsın. Fakat bütün bunlar yapılırken hiç bir tarafa fayda sağlamayacak ifadelerle bir tarafın namını ebediyen lekelemek de yanlış olur. Batılıların bu kelime üzerinde çok fazla hassasiyetleri olmayabilir, o nedenle bu şekilde tanımlamış olabilirler ama bizim medeniyetimizin hafızasında bu ifade son derece hazımsız ve isabetsiz olur. Büyük felaket, denebilir büyük zulüm denebilir, hatta toplu kıyım denebilir. Ayrıca kelimelerin de ruhu vardır ve itici, ara bozucu, sevimsiz ifadeler yerine tarafların kültürüne, anlayışına, ruhuna, medeniyetine uygun birleştirici ve tarafların hazmedebileceği ifadeler kullanmak barışçıl çözümler için daha uygundur.  Üstelik biz o milletle binlerce yıldır aynı kültürün potasında erimiş hem hal olmuşuz (diaspora bunu unutmuş olabilir ve yabancı ülkelerin diline çok alışmış olabilir). Halkın içerisine girdiğinizde birazdan yazacaklarıma ait binlerce örnek bulacaksınız. 

Kendimi bildim bileli Onnik amca öğle vakti babamın dükkanına gelir, babamı öğle uykusuna istirahate gönderir ve kendisi tezgahın başına yardıma geçer annem de kasa da. Ha arada iki tek atar o başka. Kızı Linda sadece yaşı benden büyük olduğu için arkadaşım değildi ama onu hep hayranlıkla izlerdim nişanlısı araba kullanmayı öğretirken direksiyon başına geçtiğinde. Annesi Ann, Boşnak komşusu Merzuka teyzenin en iyi arkadaşıydı ve sahilde saatlerce beraber oturdukları yetmiyormuş gibi bir de balkonda devam ederlerdi. Sonra onlar taşındılar yerine Linda'nın dayısı Artin amca geldi, O da anneme kahve içmeye gelirdi sık sık, tabii kahveleri ben yapardım, ve tabii Türk kahvesi. 
Sonra yan blokta aynı daireyi paylaşan iki elti vardı ki birbirleriyle çok iyi geçinirlerdi de biz hayret ederdik. Benim yaşıtlarım olan kızları iki kuzen Belinda ile Causette  çok sakin, terbiyeli kızlardı. Yıllarca komşuluk ettik onlarla ve bir yanlışını görmedik hiç birinin.
Senelerce annem alt katımızdaki daireyi doğulu Ermenilerimizden Gülizar teyzelere kiraya verirdi ve Gülizar teyze bana gazozlu kek yapmayı öğretmişti, ''böyle yaparsan kabartma tozu koymaya gerek yok, zaten gazoz kabartıyor'' derdi. Onun görümcesi de Lynda' ismindeydi, oldukça frappan giyinirdi ama iyi kızdı, öbür Lynda batılı tarzda yetiştiği için biraz burnu havadaydı bu ise belki de doğunun kültürünü aldığı için daha mütevaziydi. Ha bir Lynda daha vardı o da lycée'den okul arkadaşımdı, arka sıramda otururdu, sessiz sakin bir kızdı  ve çok kitap okurdu. Annie de okul arkadaşımdı ve onunla aynı semtte oturduğumuz için Şişliye giden otobüste beraber olurduk. Üniversitede ise Merika vardı arkadaşımız, son derece edepli, mazbut  bir kızdı.
Yazlıktaki alt komşumuzun birlikte olduğu eşi de Ermeniydi ve abimle beraber iş yapmıştır. Benim dini konulara meraklı olduğumu ve sürekli okuduğumu bildiği için bir gün abime benimle konuşmak istediğini ve merak ettiği bazı konuları sormak istediğini söylemişti ama rahatsızlanıp hastaneye kaldırılınca bir türlü fırsat olmadı. Sonra oradan taşındılar onların yerine Ayda'lar geldi. Aydanın iki kızı ve bir de yaşlı kayınvalidesi vardı. Ben yurt dışında kaldığım zamanlar binaya taşınmışlar. Ayda çok sevimli bir bayan, durmadan anneme pasta ve çörekler yapıp getirir. Anneler gününde muhakkak eşarp hediye eder. Aydanın kayın validesi sık sık gelir anneme oturmaya, çok yaşlı bir teyze, benim büyük teyzemin apartmanındaki ihtiyar Yaya'ya benziyor, tabii ona da kahveyi ben yaparım ama kadıncağız aslında dertleşmeye gelir kahve bahane, uzun yıllar önce delikanlı oğlunu kaybetmiş içi yanmış, hala da yanar, oğlunu portakal suyu olmadan kahvaltı sofrasına oturtmazmış, öyle beslermiş onu. Bütün gün balkonda oturur İncilini okur. Bazen de bizde Kur'an günü olur, ona gelir. Ayda'nın kocası da yazdığı şiirleri okumaya gelir anneme(annem emekli ilk okul öğretmeni) onun onayını almak için. 

Evet, batılılar burnunu sokmasa..., biz asırlardır içiçe yaşamışız, güzel komşuluk etmişiz aynı evde iki bitişik pencereyiz...biz birimizi sevsek de, sevmesek de birbirimizle pek ala geçindik geçiniriz...