ERMENİ Mİ DEDİN!

Çok fazla teknik terimlere dalmadan tarihi, ilmi dokümanlarda boğulmadan, resmi tanımlamalara fazla takılmadan sadece alelade bir müslüman türk vatandaşı olarak soykırım ifadesinin bizim kültürümüz için oldukça ağır olduğunu düşünüyorum. Zira batının uyguladığı şekilde sistematik bir soy kırma bizim medeniyetimizde alışık olduğumuz bir şey değildir. Zulmün her türlüsü kötüdür ve katl bir kişiye bile yapılmış olsa en büyük zulümdür tabii ki. Fakat ondan daha kötüsü fitnedir (El fitnetü eşeddü minel katl). Ve bir milletin mağduriyetini ortaya çıkarırken diğer bir milletin ağır ifadelerle etiketlenmesi ve propaganda malzemesi yapılması da yanlış olur kanaatindeyim. Bu tür tanımlamalar her şeyden önce asırlardır birlikte yaşadığımız milletlerle aramıza daha kötü fitneler sokar. Tabii ki geçmişte veya bugünde yanlış yapanlar tarihi ve ilmi olarak araştırılsın, ortaya çıkarılsın, vicdani hesaplaşmalar yapılsın, varsa haklar mümkün mertebe ödensin ve bu yönde çalışmalar yapılsın, devlet de kendine düşeni yapsın. Fakat bütün bunlar yapılırken hiç bir tarafa fayda sağlamayacak ifadelerle bir tarafın namını ebediyen lekelemek de yanlış olur. Batılıların bu kelime üzerinde çok fazla hassasiyetleri olmayabilir, o nedenle bu şekilde tanımlamış olabilirler ama bizim medeniyetimizin hafızasında bu ifade son derece hazımsız ve isabetsiz olur. Büyük felaket, denebilir büyük zulüm denebilir, hatta toplu kıyım denebilir. Ayrıca kelimelerin de ruhu vardır ve itici, ara bozucu, sevimsiz ifadeler yerine tarafların kültürüne, anlayışına, ruhuna, medeniyetine uygun birleştirici ve tarafların hazmedebileceği ifadeler kullanmak barışçıl çözümler için daha uygundur. Üstelik biz o milletle binlerce yıldır aynı kültürün potasında erimiş hem hal olmuşuz (diaspora bunu unutmuş olabilir ve yabancı ülkelerin diline çok alışmış olabilir). Halkın içerisine girdiğinizde birazdan yazacaklarıma ait binlerce örnek bulacaksınız.
Kendimi bildim bileli Onnik amca öğle vakti babamın dükkanına gelir, babamı öğle uykusuna istirahate gönderir ve kendisi tezgahın başına yardıma geçer annem de kasa da. Ha arada iki tek atar o başka. Kızı Linda sadece yaşı benden büyük olduğu için arkadaşım değildi ama onu hep hayranlıkla izlerdim nişanlısı araba kullanmayı öğretirken direksiyon başına geçtiğinde. Annesi Ann, Boşnak komşusu Merzuka teyzenin en iyi arkadaşıydı ve sahilde saatlerce beraber oturdukları yetmiyormuş gibi bir de balkonda devam ederlerdi. Sonra onlar taşındılar yerine Linda'nın dayısı Artin amca geldi, O da anneme kahve içmeye gelirdi sık sık, tabii kahveleri ben yapardım, ve tabii Türk kahvesi.
Sonra yan blokta aynı daireyi paylaşan iki elti vardı ki birbirleriyle çok iyi geçinirlerdi de biz hayret ederdik. Benim yaşıtlarım olan kızları iki kuzen Belinda ile Causette çok sakin, terbiyeli kızlardı. Yıllarca komşuluk ettik onlarla ve bir yanlışını görmedik hiç birinin.
Senelerce annem alt katımızdaki daireyi doğulu Ermenilerimizden Gülizar teyzelere kiraya verirdi ve Gülizar teyze bana gazozlu kek yapmayı öğretmişti, ''böyle yaparsan kabartma tozu koymaya gerek yok, zaten gazoz kabartıyor'' derdi. Onun görümcesi de Lynda' ismindeydi, oldukça frappan giyinirdi ama iyi kızdı, öbür Lynda batılı tarzda yetiştiği için biraz burnu havadaydı bu ise belki de doğunun kültürünü aldığı için daha mütevaziydi. Ha bir Lynda daha vardı o da lycée'den okul arkadaşımdı, arka sıramda otururdu, sessiz sakin bir kızdı ve çok kitap okurdu. Annie de okul arkadaşımdı ve onunla aynı semtte oturduğumuz için Şişliye giden otobüste beraber olurduk. Üniversitede ise Merika vardı arkadaşımız, son derece edepli, mazbut bir kızdı.
Yazlıktaki alt komşumuzun birlikte olduğu eşi de Ermeniydi ve abimle beraber iş yapmıştır. Benim dini konulara meraklı olduğumu ve sürekli okuduğumu bildiği için bir gün abime benimle konuşmak istediğini ve merak ettiği bazı konuları sormak istediğini söylemişti ama rahatsızlanıp hastaneye kaldırılınca bir türlü fırsat olmadı. Sonra oradan taşındılar onların yerine Ayda'lar geldi. Aydanın iki kızı ve bir de yaşlı kayınvalidesi vardı. Ben yurt dışında kaldığım zamanlar binaya taşınmışlar. Ayda çok sevimli bir bayan, durmadan anneme pasta ve çörekler yapıp getirir. Anneler gününde muhakkak eşarp hediye eder. Aydanın kayın validesi sık sık gelir anneme oturmaya, çok yaşlı bir teyze, benim büyük teyzemin apartmanındaki ihtiyar Yaya'ya benziyor, tabii ona da kahveyi ben yaparım ama kadıncağız aslında dertleşmeye gelir kahve bahane, uzun yıllar önce delikanlı oğlunu kaybetmiş içi yanmış, hala da yanar, oğlunu portakal suyu olmadan kahvaltı sofrasına oturtmazmış, öyle beslermiş onu. Bütün gün balkonda oturur İncilini okur. Bazen de bizde Kur'an günü olur, ona gelir. Ayda'nın kocası da yazdığı şiirleri okumaya gelir anneme(annem emekli ilk okul öğretmeni) onun onayını almak için.
Evet, batılılar burnunu sokmasa..., biz asırlardır içiçe yaşamışız, güzel komşuluk etmişiz aynı evde iki bitişik pencereyiz...biz birimizi sevsek de, sevmesek de birbirimizle pek ala geçindik geçiniriz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder